Osmanlı'dan
Cumhuriyet'e Yetim / Hikmet Zeki KAPCI
ISBN:
978-625-00-2152-1
Kaynak
var, Dizin yok
Birinci Baskı : Kriter Yayınevi, İstanbul
2016
İkinci Baskı: Google Play Kitap, 2024
Kapak Tasarımı : Emin Erdem Kapcı
Mizanpaj : https://bionluk.com/antiker
Elektronik
Baskı : Google Play Kitap
© Hikmet Zeki KAPCI
Tanıtım
için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir
yolla çoğaltılamaz.
www.hzkapci.com
hikmetzekikapci@gmail.com
İÇİNDEKİLER
A.1.
Menkul ve Gayrimenkul Oluşlarına Göre Vakıflar
A.2.
Mahiyeti Bakımından Vakıflar
A.3.
Mülkiyeti Bakımından Vakıflar
A.4.
İdaresi Bakımından Vakıflar
A.5.
Kiraya Verilmesi Bakımından Vakıflar
2. Eytam Nezareti ve Eytam Sandıkları
B) Teşkilatlanma ve Faaliyetleri
4. Mithat Paşa’nın Yetimleri: Islahhane ve
Sanayi Mektepleri
6. Sultan II. Abdülhamid ve Yetimler: Darülhayr-ı Âli
A.2.
Nizamnamesi ve Dâhilî Talimatnamesi
B) Darülhayr-i Ali’de Eğitim-Öğretim
B.2.
Sınavlar ve Not Verme Şekli
B.4.a.
Ramazan Ayına Özel Ders Programı
B.4.c.1 Şimendifercilik Eğitimi
B.4.c.2. Atölyelerde Gerçekleşen
Üretim
C) Darülhayr-i Âli’nin Kapatılması
7. İttihat ve Terakki’nin Yetimleri: Darüleytamlar
D) Kazım Karabekir ve Yetimler
8. Himaye-i Etfal’den Çocuk Esirgeme
Kurumu’na
A) Cemiyetin Kuruluşu ve Teşkilatlanması
Ek. 2 Salname-i Maarif, 1321, s. 274
Ek. 3 Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yetimlerle İlgili Kanunlardan
Bazıları
Ek. 5 Öksüz Yurtlarının Kapatılmasına Dair Kanun
Ek. 6 Çocuk Esirgeme Kurumu’nun 1951 yılı itibariyle menkul
ve gayrimenkullerini gösterir listeler.
Giriş
Devletler, maddi
ve manevi açıdan sağlıklı bir toplum ile varlığını devam ettirebilir. Sağlıklı toplum
ise sağlıklı bireylerden oluşmak zorundadır. Bu ise çocukların hem maddi hem de
manevi açıdan içinde bulunulan çağın ötesinde, geleceğin dünyası için hazırlanmaları
ile mümkündür. Bu sebeple, vazife öncelikli olarak ebeveyne sonrasında ise devlete
aittir. İşte bu noktada ebeveyni olmayan çocukların ve çocuğun velayetini taşıyacak
ehliyeti bulunmayan kişilerin çocuklarının durumu gündeme gelmektedir. Kimsesiz,
yetim veya öksüz bu çocukların ihmali toplumun geleceği açısından büyük tehlikeler
doğuracağı aşikârdır. Bu tehlikeleri bertaraf etmek için tarih boyunca insanlar
gelenek ve inançlarına göre çocuklarını yetiştirmeye ve korumaya çalışmışlardır.
Tarih boyunca çocuğun
statüsü toplumdan topluma farklılık göstermiştir. Eski Yunan’da velayeti babada
olan çocuk, bu hakkın kötüye kullanılması durumunda devletten yardım isteme hakkına
sahip olmuştur. Isparta Site Devleti’nde ise çocuk, yedi yaşına kadar ailenin koruması
altında kalırken, yaşını dolduran çocuk devlet tarafından asker yetiştirilmek amacıyla
aileden alınmıştır. Roma’da durum çok daha farklı olmuştur. Babanın çocuklar üzerindeki
hakkına sınır konmamış, çocuğu terbiye etmek amacıyla dövmesine, bir organını kesmesine,
öldürmesine, satmasına ya da sokağa bırakmasına müsaade edilmiştir[6].
Türkler’de ise
çocuğa değer verilmiş, kız ya da erkek olmasına bakılmamıştır. Ancak, çocuksuz ailenin
itibarı düşmüştür[7].
Oğlanın terbiyesi babaya, kızın terbiyesi ise anneye bırakılmıştır. Oğlanın babaya,
kızın anaya çekmesi hoş karşılanmış, bu durumdaki oğlana “ataç”, kıza ise “anaç”
denmiştir. Babanın çocukları üzerinde sınırsız velayet hakkı olmamıştır[8].
Yahudilik ve Hristiyanlığın
kutsal kitaplarında öksüz çocukla ilgili hükümlere rastlamak mümkündür. Eski ve
Yeni Ahit’te 33 yerde “öksüz” ifadesine rastlanmaktadır. Bunlardan 17’si öksüzle
ilgili hüküm ve emirleri içermektedir. Bu ayetlerde bir taraftan emir verilirken
diğer taraftan tehditlere de yer verilmiştir. “Dul ve öksüzün hakkını yemeyeceksiniz”[9].
“Öfkem alevlenir, sizi kılıçtan geçirtirim. Kadınlarınız dul, çocuklarınız öksüz kalır”[10].
“Yabancıya ya da öksüze haksızlık
etmeyeceksiniz. Dul kadının giysisini rehin almayacaksınız”[11].
“‘Yabancıya, öksüze, dul kadına haksızlık
edene lanet olsun!’ Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek”[12].
“Zayıfın, öksüzün davasını savunun, Mazlumun, yoksulun
hakkını arayın”[13].
“Eski sınır taşlarının yerini değiştirme,
Öksüzlerin toprağına el sürme”[14].
“İyilik etmeyi öğrenin, Adaleti gözetin,
zorbayı yola getirin, Öksüzün hakkını verin, Dul kadını savunun”[15].
“Yoksullardan adaleti esirgemek, Halkımın düşkünlerinin hakkını elinden almak, Dulları
avlamak, Öksüzlerin malını yağmalamak için Haksız kararlar alanların, Adil olmayan
yasalar çıkaranların vay haline!”[16]
“Semirip parladılar, Yaptıkları kötülüklerle sınırı aştılar. Kazanabilecekleri halde
öksüzün davasına bakmıyor, Yoksulun
hakkını savunmuyorlar”[17].
“RAB diyor ki: Adil ve doğru olanı yapın. Soyguna uğrayanı zorbanın elinden kurtarın.
Yabancıya, öksüze, dula haksızlık
etmeyin, şiddete başvurmayın. Burada suçsuz kanı dökmeyin”[18].
“Dul kadına, öksüze, yabancıya, yoksula
baskı yapmayın. Yüreğinizde birbirinize karşı kötülük tasarlamayın”[19].
“Her şeye egemen RAB, “Yargılamak için size yaklaşacağım” diyor, “Büyücülere, zina
edenlere, yalan yere ant içenlere, işçinin, dulun, öksüzün, yabancının hakkını çiğneyenlere –benden korkmayanlara– karşı
hemen tanık olacağım”[20].
Yine bu kitaplarda
öksüze yardım edilmesine dair hükümlere de yer verilmiştir. “Tarlanızdaki ekini
biçtiğinizde, gözden kaçan bir demet olursa, almak için geri dönmeyin. Onu yabancıya,
öksüze, dul kadına bırakın. Öyle
ki, Tanrınız RAB el attığınız her işte sizi kutsasın”[21].
“Zeytin ağaçlarınızı dövüp ürününü topladığınızda, dallarda kalanı toplamak
için geri dönmeyeceksiniz. Kalanları yabancıya, öksüze, dul kadına bırakacaksınız”[22].
“Bağbozumunda artakalan üzümleri toplamak için geri dönmeyeceksiniz.
Yabancıya, öksüze, dul kadına bırakacaksınız”[23].
“Üçüncü yıl, ondalığı verme yılı, bütün ürününüzün ondalığını bir yana ayırın. Ayırma
işini bitirdiğinizde, ondalığı Levililer’e, yabancılara, öksüzlere ve dul kadınlara vereceksiniz.
Öyle ki, onlar da kentlerinizde yiyip doysunlar”[24].
“Baba Tanrı’nın gözünde temiz ve kusursuz dindarlık, kişinin sıkıntı çeken öksüzler ve dullarla ilgilenmesi ve kendini
dünyanın lekelemesinden korumasıdır”[25].
İslamiyet çocuğa
özel bir önem vermiş, İslam düşünürleri çocukla ilgili konuları bağımsız bir inceleme
alanı haline getirmişlerdir. Estruşeni’nin (Ö: H. 632) çocuk hakkındaki hükümlere
ve dinî konulara yer verdiği Ahkamı’s-Sığar isimli eserinin yanında çocuk eğitimi
ve öğretimi ile ilgili konulara yer veren İbn-i Sahnun’un (Ö: H. 240) Adabu’l Muallimin,
Kaabisi’nin (Ö: H. 403) Risaletu’l- Muallimin ve Zernuci’nin (Ö: H. 593) Talimu’l-Müteallim
li-Tariki’t-Taallüm adlı eseri bu konuda yapılan çalışmalardan bir kaçını teşkil
etmektedir[26].
İslam, çocuğun
terbiyesi, korunması ve yetiştirilmesi konularına hassasiyetle yaklaşmış, bir takım
kanunlar ortaya koymuştur. Buna göre;
·
Beslenme,
giyim, mesken ve tedavi gibi zaruri ihtiyaçları içeren nafaka hakkı, velisi üzerine,
velisi yoksa veya acizse devlet üzerine yüklenmiştir.
·
Ortalama
yedi yaşına kadar çocuğun terbiyesi ve bakımı, annesine veya anne tarafından kadın
akrabalarına yüklenmiştir.
·
Farz-ı
ayn olan ilimlerin öğretilmesinden ve çocuğun meslek sahibi yapılmasından velisini
ve devleti sorumlu tutmuş, temel eğitimi meccani ve mecburi yaparak çocuğu hayata
hazırlama işini garanti altına almıştır.
·
Ceza
konusunda büyüklerden ayırarak psikolojisinin bozulmasını engellemiştir.
·
Her
çocuğa, rüşd yaşına kadar, hacr[27]
hakkı tanıyarak malının yağmalanmasını ve istismar edilmesini engellemiştir. Velisi,
bu yaşa kadar çocuğun lehinde olan kararları uygulamaya yetkili kılınmıştır.
[1] Cüneyd Okay,
Osmanlı Çocuk Hayatında Yenileşmeler
1850-1900, Kırkambar Yayınları, İstanbul 1988, s. 24
[2] Rüşd: Uygun ve normal davranış anlamına gelir.
Dinî ve malî konularda salah, normal davranış ve hareket etmektir. Bkz. Orhan Çeker, İslam Hukukunda Çocuk, Kayıhan Yayınları, İstanbul 1990, s. 60;
Ayrıca, Hukukta Rüşd, malını gözetip kullanma ve koruma konusunda dikkatli
davranan, harcamalarında ihtiyaçlarını gözeten, savurganlık ve israfa kaçmayan
kişini vasfı anlamında kullanılır. Bu özelliğe sahip kişiye “Reşit” denir. Bkz.
Celal Erbay, İslam Hukukunda Küçüklerin Himayesi, 1992, s. 119
[3] Türkçe
Sözlük, Türk Dil Kurumu, Ankara 2005, s. 444; Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, 17.
Cilt, İstanbul 1986, s. 2762; Erbay,
s. 9
[4] Çeker,
s. 29
[5] Düstur,
V. Tertip, 44. Cilt.
[6] Erbay,
s. 15
[7] Sıddık Ünalan
ve Hakan Öztürk, “İslamiyet’ten Önce
Türkler’de Eğitim ve Öğretim”, Fırat
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 13: 2, 2008, s. 96-97
[8] İlhan Aksoy,
“Türklerde Aile ve Çocuk Eğitimi”, Uluslararası
Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 16, Kış 2011, s. 13-14
[9] Mısır'dan Çıkış
22/22
[10] Mısır'dan Çıkış 22/24
[11] Yasa'nın Tekrarı 24/17
[12] Yasa'nın Tekrarı
27/19
[13] Mezmurlar
82/3
[14] Süleyman'ın
Özdeyişleri 23/10
[15] Yeşaya
1/17
[16] Yeşaya 10/1-2
[17] Yeremya 5/28
[18]
Yeremya 22/3
[19]
Zekeriya 7/10
[20]
Malaki 3/5
[21]
Yasa'nın Tekrarı 24/19
[22]
Yasa'nın Tekrarı 24/20
[23]
Yasa'nın Tekrarı 24/21
[24]
Yasa'nın Tekrarı 26/12
[25] Yakup 1/27
[26] Mine Tan,
“Çocukluk: Dün ve Bugün”, Toplumsal
Tarihte Çocuk, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1994, s. 13
[27] Hacr: Birini malını kullanmaktan men etme,
birine bir şeyi yasak etme. Bkz. Ferit Devellioğlu,
Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat,
Aydın Kitabevi, Ankara 2008, s. 306
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder